17 Kasım 2016 Perşembe

RESTORAN NE DEMEKTİR ASLINDA




RESTORAN: Hasta ya da bitkin birine gücünü yeniden kazandırma özelliğine sahip yemek ya da ilaç. Konsome ve keklik çorbası mükemmel restoranlardır. Şarap, brandy ve likörler de canı çekilmiş olanlara iyi gelen restoranlardır. Bazı restoranlar hafif, lezzetli etlerden damıtılır ve yumuşak beyaz ekmek, uyarıcı sular ve tozlar, reçel, macun ve başka iyi ve tatlı kokulu malzemeler eklenir. Etli jöle de bir çeşit restoran olmakla birlikte, sıvı olan restorandan daha besleyici ve daha kıvamlıdır.


Furetiére, DICTIONNAIRE UNIVERSEL (1708)

RESTORAN: (sıfat) Kudrete kavuşturan ya da onaran şey. Sıhhi ilaç. Sıhhi iksir. Sıhhi yiyecek. 

Daha genelde adıl olarak kullanılır. Şarap ve bulyon iyi restoranlardır. 
Özellikle çok lezzetli bir et suyundan ya da bir et özünden söz edildiğinde kullanılır. 

Ek olarak bir restorancının işletmesidir. 

RESTORANCI: Onaran ya da yeniden tesis eden kimse. Kentler ve kamu anıtları dışında nadiren kullanılır. Bu kent harap olmuştu ve kral onu yeniden inşa etti. Kral onun restorancısıdır (restore edicisidir).

Daha çok moral anlamında kullanılır. Bu kral edebiyatın ve sanatın restorancısıdır. Özgürlüğün, ticaretin, hukukun, düzenin vs. restorancısı.

Restorancı aynı zamanda, her birinin fiyatı ve türü bir tür levhanın üzerinde belirtilmiş, günün her saati porsiyonlar halinde çıkartılan yemekler veren lokantacılar için kullanılır. 

Dictionnaire De L'académie Française (Altıncı Baskı, 1835)



Kaynak: Restoranın İcadı 
Paris ve Modern Gastronomi Kültürü/Rebecca L. Spang

15 Kasım 2016 Salı

TADINDA ANADOLU BTA

TARHANA MUCİZESİ

Çocukluğumda evlerimizde tarhana eksik olmazdı. Kıymalı un tarhana, kemikli ete top tarhana... Bayılırdım. Bizim oralarda yanında dilimlenmiş çiğ patlıcan da yenirdi bazen. Onu hala çözebilmiş değilim. 
Bu müthiş besleyici çorbanın restoranlarda neden bulunmadığını ise anlayamadım bir türlü. Halbuki yapımı en kolay olanlardan biri. Evet, bekledikçe koyulaşıyor. Su ekleyince de tadı kaçıyor, doğrudur. Topaklanabiliyor. Ama mutfakta muhteşem zor işler başaran şefler ve ustalar için mesele değil bunlar. Gerekirse az yapılır, öz yapılır. Talebe göre tekrar tekrar yapılır gün içinde.
Faydalarını burada saymayacağım. Alttaki linkten bir kısmını okuyabilirsiniz. Lezzetini ise anlatmaya gerek yok. Ancak, her tarhana da yenmez bunu da belirteyim. Bunu marifetle yapan teyzelerin hepsinin ellerine sağlık. İyi tarhanayı bulduktan sonra bize sadece çorbayı pişirmek kalıyor. Mümkünse et suyuna yapın. Salçayı abartmayın. Bazı tarhanalarda ekstra salça koymaya bile gerek kalmaz zaten. Sarımsağı da dozunda kullanın. Yoğun sarımsak tadı ve kokusu, tarhananın orijinal tadını bastıracaktır. Bir de çok sulu yapmayın. 
Dediğim gibi, maalesef restoranlarda çok nadiren karşılaşıyorum bu çorbayla. Geleneksel yemeklerin satıldığı bazı yerlerde tesadüfen buldunuz buldunuz. TAV hava alanlarındaki Tadında Anadolu Restoran zincirlerinde ise sürekli bulabilmek mümkün. Ne zaman gitsem, kıymalı Uşak tarhanası var. Çocukluğumdakine çok yakın tadı ve kıvamı. Bu fikri ortaya atanları da, uygulayanları da tebrik ediyorum. İsteyince oluyor demek ki. Hem de 24 saat. Yaygınlaşması dileğiyle…

14 Kasım 2016 Pazartesi

KIBRIS EVİ


GELENEKSEL TATLARA ADA DOKUNUŞU: KIBRIS EVİ


Girne sahilde, limanın oralarda dolaşınca, birbirine benzeyen birçok restoran göreceksiniz. Ama eğer bir üst sokağa çıkarsanız kalenin hemen dibinde, harika manzarasıyla Kıbrıs Evi’ni keşfedebilirsiniz.
Yediğim ilk andan itibaren Kıbrıs köftesine bayıldım. Çocukken yediğimiz, evlerde yapılan kuru köfteler gibi. Ama içinde miktarı çok iyi ayarlanmış rendelenmiş patates var. O yüzden de olsa gerek çok hafif ama müthiş lezzetli oluyor. Kıbrıs seyahatim boyunca bu köfteyi birçok yerde deneme fırsatım oldu. Ama Kıbrıs Evi en iyi yapandı. 

Sadece köfte yok tabi. Yine Kıbrıs’a özel lezzetlerden biri mesela; Molohiya… Bu bir çeşit ot. Çarşıda taze ya da kuru haliyle bulabilirsiniz. Kuzu etiyle pişiriliyor. İlginç ama güzel bir tadı var. El yapımı hellim böreğini de mutlaka deneyin. Harcında soğan ve kuru nane de var. Nor böreği de, bizdeki lor peyniri gibi bir peynir çeşidiyle yapılıyor. Gabbar ve kereviz turşusunu da ekleyin masanıza. Gabbar, bildiğimiz kapari. Tabi ki şeftali kebabı da var menüde. Ama ona ayrı bir yazıda değineceğim.
Bunlardan ibaret değil menü. Pastırmalı kuru fasulye dahi var. Burada ufak bir detay vereyim. Kıbrıslılar sucuğa pastırma, pastırmaya da Kayseri pastırması diyorlar. Durum böyle olunca pastırmalı kuru fasulye, sucuklu kuru fasulye demek oluyor. Neyse, enginar dolması ve bamyayı da denemeden geçmeyin derim. Yumurtalı ıspanağı biliriz. Burada da asparagus yani kuşkonmazı kavurup yumurta ile pişiriyorlar. Yumurtalı ayrelli diye geçiyor menüde. Gayet lezzetli ve sağlıklı. Kuru börülceye de, salata olarak sofralarında çok rastlanıyor. Fırında pişen salçalı sini köftesi ya da küp kebabı da iyi bir seçim olabilir. Daha pek çok çeşit ev yemeği ve salata mevcut. Ama Kıbrıslılar bildik her yemeğe kendi dokunuşlarını katmışlar.
Ve menüde beni şaşırtan bir şey oldu; tarhana çorbası. Bu çorbanın daha çok restoranda yapılmasını istediğimi herkes bilir. Mercimeğin yanında tarhanaya da yer vermiş olmalarından ötürü ayrıca tebrikler.
Piruhi denilen mantıyı ilk kez Safranbolu’da yemiştim. Üzerine yoğurt değil sadece yağ dökülür. İçine tulum peyniri ya da naneli süzme yoğurt konulur. Osmanlı mutfağında yerini almış bir zamanlar. Kıbrıs’ta Pirohu adıyla karşınıza çıkacak. Onlar hellimle yapıyorlar. Kıbrıs, pek çok kültürün bir arada yaşadığı bir yer aslında. O yüzden de mutfağı farklı çeşitler içeriyor. Bumbar bile var… 

Tatlılarda sini gatmerini deneyebilirsiniz. Kaymakyağlı ve cevizli… Bu arada bizim reçel dediğimiz şeye onlar macun adını vermişler. Bu macunlar pek çok restoranda tatlı olarak menüde yer alıyor. Aynı durum Yunanistan’da da var.  Kıbrıs Evi’nin menüsünde de ceviz, turunç, karpuz, kabak gibi çeşitler bulunuyor.
Mekanın teras katı Girne limanına ve kalesine bakıyor. Aşağıdaki restoranlardan çok daha güzel bir manzarası var. Dekorasyonu da sıcak ve rahat.
Girne’ye yolu düşenlere mutlaka tavsiye ediyorum.

Yavru vatana sevgiler...


Kıbrıs Evi
Girne Kalesi Yanı-Eski Polis Tesisleri

0533 830 33 33

26 Ekim 2016 Çarşamba

PİZZA CRAFT


Kimse, pizza yemenin verdiği müthiş keyfi inkar edemez. Ve pizza, sanılanın aksine zararlı falan değildir. Doğru şekilde hazırlandığı sürece…

Napoli’de ilk kez 250 yıl önce yapılmaya başlanan pizzanın o günlerden bugünlere, dünya mutfak tarihi içerisindeki yolculuğu çeşitlenerek sürdü. Ama gerçek İtalyan pizzasının yerini hiçbiri tutamadı. Hamuru özel bir un ve doğru bir maya oranıyla hazırlanıp yoğrulan, elde şekillendirilen, üstüne en doğal ve lezzetli malzemelerin konmasıyla odun ateşinde (ve taş zeminde) pişirilen bu incecik pizzalar her zaman favorimdir. İşte bu pizzadan da kimseye zarar gelmez.

Ve böyle pizzaları her yer yapamıyor maalesef. Amerikan kökenli fastfood pizzacıları hala tercih ediyorsanız, İtalyan pizzasını ya tatmamış ya da tadıp anlamamışsınız demektir. Pizza Craft yeni bir mekan. Yeni ama iddialı. İddiası, yukarıda saydığım gerçek pizzadaki tüm kriterleri yerine getiriyor olmasında.

Öncelikle Pizza Craft, hamurun fermantasyon sürecinde sabır göstermeyi tercih ediyor. İşin temeli burada çünkü. Katkı maddeli bir hamur kesinlikle kullanılmıyor. Doğal olan ekşi maya ile hazırlanıyor. Böyle olunca da hazırlanan hamur en fazla iki gün dayanıyor. Sonuç, fark atacak türden. En güzeli de yedikten sonra şişkinlik yaratmayan bir hamur bu. İncecik açıp, elle şekillendiriyorlar. Birçok farklı içerikte pizzaları var. Ama bir pizza üzerinde ekstra malzemelere de çok yer vermiyorlar. Zaten pizzadaki püf noktalarından biri de bu. Malzeme ne kadar çeşitli olursa hamurun üzerindeki baskı o kadar artar ve o çıtırlık ortadan kalkar. Mümkünse en fazla üç çeşit malzemeyi dozunda ve yayarak kullanmak en iyisi. Bu malzemelerin de en iyisini seçiyorlar. Etler ve şarküteri ürünleri %100 dana eti. Diğer kullanılan tüm malzemeler de yine özenle seçilmiş. Zeminde kullanılan domates sosunu da kendi özel tarifleriyle hazırlıyorlar. Sonunda pizza, 250 derecede, odun ateşi ve taş üzerinde pişiriliyor.
Peynirli pizzalardan Dört Peynirli’yi denedim. Mozzarella, rokfor, beyaz peynir ve parmesan kullanmışlar. Gayet ayarında, lezzetli olmuş. Kırmızı etlilerden Craft Pizza, özel soslu kıyma, cherry domates, yeşil biberle hazırlanmış. Türk damak tadına da uyabilecek türden. Ben beğendim. Bonfile dilimlide sote bonfile, sote soğan ve yine cherry var. Üzerine hafif serpiştirilen ceviz ete çok yakışmış. Kaburgalıda ise, füme kaburga et kullanıyorlar. Bu da yalın ama zengin bir tat olmuş. Bazen geç kahvaltılarda pizza yediğim olmuştur. İşte öyle zamanlarda deneyebileceğiniz bir spesiyal bence Türk Tadı. Pastırma, ceviz ve sucuk yumurta var içinde.
Pizzacıların menülerinde uzun zamandır tavuklu pizzalar var. Ama ben pek ısınamadım pizzada tavuk fikrine. Sevenleri eminim çoktur. Onlar için de üç çeşit tavuklu pizza var menüde. Ve tabi sosis, sucuk, salam içerikleriyle hazırlanan pizzalar da yerini almış. Deniz ürününden vazgeçmem derseniz nefis iki alternatif var. Deniz Kızı; kalamar, jumbo karides, midye ve ton balığı üzerine pesto sosla yapılıyor. Yani içinde yok yok. Bir de Ton Balıklı var tabi… Onda da pesto sos kullanmışlar. Ayrıca soğan ve ceviz. Yakışan bir kombinasyon. Etle, balıkla işim yok diyorsanız, Vejeteryan Pizza, ya da ıspanak ve beyaz peynirli Florentin, ya daa kızarmış patlıcanlı ve beyaz peynirli Ege Sefası da uygun olabilir. Pizzanın vazgeçilmezi fesleğen de uygun çeşitler üstünde mutlaka kullanılmış. 

‘Calzone’ler de mevcut tabi. Ben bu yönteme pek sıcak bakmamışımdır. Çünkü bu tip kapalı pizzalarda içinin biraz hamur ya da ıslak kalma riski olabiliyor. İşte bu yüzden Pizza Craft’ın mutfağında Calzone başka bir usulle de yapılıyor. Hatta adını O La La koymuşlar. Malzemelerin içine konduğu pizza hamuru, büyük ve genişçe bir halka halinde sarılıyor. Üzerine atılan hafif kesikler hava almasını sağlıyor. Böylece içi de dışı da güzel pişiyor. Görüntü de harika.
Bu arada pizzaların üç boyutu var. 24-30 ve 40 cm. Masaya gelen orta boy pizzayı başta büyük zannettiğimi de ekleyeyim.
Çocukları da unutmamışlar; kalp, balık, araba, gemi, kardan adam gibi şekillerde pizzalar yapılıyor. Daha bir keyifle yesinler diye.
Menüde atıştırmacalıklar, salatalar, baget sandviçler de mevcut. Mutfakları ve fırınları hemen gözünüzün önünde… Kırmızı örtüleriyle, kulağınıza çalınan İtalyan müzikleriyle sıcak bir ortam. Sabah 10.30 da başlayıp, akşam 22.00 ye kadar hizmet veriyorlar. Geniş bir alanda paket servisleri de var. Fiyatları da böyle bir pizza kalitesi için oldukça makul. Kendilerini sürekli geliştiriyor olmaları, yeni sürprizlerle karşımıza çıkacaklarını gösteriyor.
Yiyen için mutluluk, yapan için bir sanattır pizza. Pizza Craft bu sanatı yakalamış bence…

Adres: R. Tagore Cad. Eski 4. Cad.)
No: 51/11 Yıldız/Çankaya-ANKARA

Alo Paket: 312 441 41 03

27 Eylül 2016 Salı

ALÂ SÖĞÜŞ & MEYHANE

ÇEŞME'DE KEYİFLER ALÂ

Çeşme merkeze son yıllarda yaz-kış sıkça gidip geldim. Bu esnada dikkatimi çeken çok az restoran oldu. Çarşı içinde yer alan Alâ Söğüş Meyhane’yi ise bu yaz keşfettim. Ege’de büyümeme rağmen aslında söğüşü çok seven biri değilimdir. Benim böyle konularda ezberimi bozan bir yer hep çıkmıştır zaten. Ala Söğüş Meyhane de bunu yaptı. O akşam rezervasyon yaptırıp giderken, menüde nasılsa birçok şey var, söğüşün şöyle bir tadına bakarım demiştim. Çünkü daha önce her denememde pek de bayıldığımı söyleyemem. Neyse, o akşam ben, ilk defa severek bu yemeği yedim.
Şimdi başa dönelim. 2013 yılında açmışlar Hatice ve Alp Akyeli çifti burayı. Aslında İzmir’de yaşarken, 2008 de Çeşme’ye yerleşmeye karar verirler. İkisi de yemek yapmayı da yemeği de, en güzeli de yeni insanlarla tanışıp sohbet etmeyi çok seviyorlar. Hal böyle olunca niye kendi yerimizi açmayalım demişler. İyi de yapmışlar. Ben konseptlerini de, menülerini de çok beğendim. Özellikle yazlık yerlerde rakı içme muhabbetinin balık restoranlarıyla özdeşleşmesinden çok sıkılmıştım.
Hatice ve Alp çifti, burayı ilk açtıklarında İzmir’den ustalar getirmişler. Ama sonrasında mutfağın başına da tamamen kendileri geçmişler. Malzeme alımından, yapımına kadar özenle, canla başla çalışıyorlar. İşlerinin arasında fırsat buldukça masaları ziyaret ediyor, konuklarıyla ilgileniyorlar. Maşallah her şeye yetişiyorlar. Fonda Zeki Müren’ler, Tanju Okan’lar, kimi zaman eskilerden güzel Türkçe pop parçalar çalıyor. Tüm masalar dolu.
Bu menüde yok yok. Ama her şey seçme… Mezeler günlük hazırlanıyor. Mevsimine göre de çeşitler değişiyor. Ara sıcaklarda,  balkabağından yapılan kaşarlı Girit usulü mücveri deneyin derim. Sakız adasında ve Girit’te bolca yemiştim. Nefis oluyor. Türkiye’de ise bu şekilde yapan yer çok az. Paçanga, kıymalı muska, sigara böreği gibi başlangıç alternatifleri var. Ege otlarından yapılma ot kavurması (yoğurtlu) çocukluğumdan beri favorilerimden olmuştur. Yazın vazgeçilmez tadı olan karışık kızartmayı ‘Annemin Kızartma Tavası’ olarak sunuyorlar. Yunanistan’da hemen her menüde yer alan ‘saganaki’, burada kızarmış sepet peyniri olarak sunulmuş. Her zaman nefis bir mezedir. Ayrıca kalamar ve karides güveç de menüde yerini almış.

İzmir usulü yaptıkları kuzu kelle söğüşün sunumunu çok beğendim. Her şey ahşap servisin üzerinde. Yeşillik, sumaklı soğan, biber, domates, turşu ve kimyonuyla sunulan dil-yanak söğüşle beyin, taze ve leziz. Kelleler Balıkesir’den geliyormuş. Ege’de Kaz dağlarının eti her zaman en iyisidir. Her yerde takıntılı olduğum lavaşlarsa, ince ve yumuşak. Bir de söğüşün, tereyağında sıcak olarak sunulanını yapıyorlar. Mevsim yaz olduğu için çok tercih edilmiyormuş. Ama onun da nefis olacağına eminim. Söğüşleri dürüm olarak da yiyebilirsiniz bu arada. Geçenlerde Facebook sayfalarında gördüm. Kuzu beyin pane yapmışlar. Yeni tatlar denemekten onlar da mutlu, müşteriler de. Ve yaprak ciğer… Tereyağında güveçte geliyor.  Ciğer yumuşacık, lezzetli ve tam kıvamında pişmiş. Tereyağın tadı ciğerin önüne geçmemiş.

Kokoreçseverler burada hem İstanbul (domatesli-biberli), hem de İzmir usulünü (sade) bulabilirler. Kokoreci de güveçte sunuyorlar. Denemeden geçmeyin. Bunların dışında meyhane köfte, bonfile ve çoban kavurma, ızgara but piliç, XL burger gibi alternatifler de var. Onlar da yine en iyi malzemelerle özel olarak hazırlanıyor. Menüde etlerin tam gramajlarını da özellikle belirtmişler. Bir de unutmadan, yine kendi yaptıkları mantılarını da ısrarla tavsiye ettiler. %100 dana kıymayla hazırlıyorlar. Bir dahaki gidişimde onu da deneyeceğim.
O günkü tatlıyı önceden sormanız iyi olacaktır. Hatice hanım, 
tahinli Kemalpaşa ve sakızlı muhallebide iddialıyım diyor.
Yemeğin yanında, rakı, şarap, bira ne içmek isterseniz var.
Mutfağın kapısı açık. Her yer tertemiz. Saklayacak gizleyecek bir şeyi olmayan mekan kendini hemen belli ediyor. En güzeli de dondurulmuş ya da dışarıda hazırlanmış hiçbir ürün yok burada. Porsiyonlar doyurucu, fiyatlar makul.
Yaz-kış açıklar. Çeşme’nin yerleşik halkının da favori restoranlarından olmuş burası.  Paket servis de yapıyorlar.
Ben çok sevdim. Sayelerinde söğüşü de sevdim. Yolum düştükçe uğramaktan sıkılmayacağım bir yer. Hatice ve Alp çiftinin güler yüzü ve hoş sohbeti için de ayrıca gitmekten keyif alınır.
Ankara’dan Çeşme’ye sevgilerle…

Alâ Söğüş&Meyhane
16 Eylül Mah. 3047 sok. 3/A
Çeşme-İzmir
0 232 712 17 17

25 Ağustos 2016 Perşembe

MASALIMSI KURABİYELERİM



MASALLARIN ENFES HALİ

Hangimiz küçük yaşlarda kilden, çamurdan ya da oyun hamurundan bir şeyler yapmayı denemedik ki… Bu konuda pek becerikli olmadığımı rahatlıkla söyleyebilirim. Bir süre önce tanıdığım dünya tatlısı Nuray Keskin Zorlu ise, çocukluğunda da bugünkü gibi yetenekliymiş.

Aslında her şey, internette onun kurabiye ve pasta tasarımlarını tesadüfen görmemle başladı. Evet, butik çalışan tasarım pastacılar var. Ancak bu gördüklerim, modellerin özgünlüğü ve müthiş bir sabır gerektiren detaylarıyla fark yaratıyordu. Bir süre kendisini takibe aldım. Her gün yeni çalışmalar geliyordu karşıma. Sürekli daha iyi, daha iyi oluyordu. Artık bu azimli kadınla tanışmanın vakti gelmişti.
Şirin, cıvıl cıvıl bir atölyesi var Nuray Hanım’ın. Yaptığı nefis kurabiyeler ve figürler dışında, duvarları kendi çekmiş olduğu güzel fotoğraflar da süslüyor. Sohbete başlıyoruz. Almanya’da doğmuş, İstanbul’da yaşamış, okul için Ankara’ya yolu düşmüş… Aslında Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Fars Dili Edebiyatı mezunu. Sonra da üstüne Fotoğrafçılık okumuş. Hatta bir dönem düğün/doğum fotoğrafları çekmiş bol bol. İstanbul’daki çocukluk arkadaşının büyük bir hevesle kurabiye-pasta işleri yapmaya başlaması onu da heyecanlandırmış. Bu heyecan ilhama dönüşünce ‘Masalımsı Kurabiyelerim’ ortaya çıkmış. Yani daha öncesinde bu alanla hiç bir ilgisi yok aslında. 2013 yılının Ekim ayında da ilk siparişini almış.

Kurabiyeleri genelde çok hafif tarçın ve limon içeriyor. Tabi tereyağlı. Ama bu içerik, müşterinin özel isteğine göre değişebiliyor. Doğum günü, yıldönümü, nişan, doğum, sünnet, düğün, kutlama... aklınıza gelebilecek her tür özel gün için size özel üretim yapıyor. Kurumsal firmalar, kuruluş yıldönümleri ya da başka toplantılar için logolarının olduğu kurabiyeler sipariş ediyorlar ona. Hepsinin süslemesinde de en kalitelisinden şeker hamuru kullanıyor. Kurabiyeler Türkiye’nin her iline gönderilebiliyor. Özellikle İstanbul’dan çok sipariş almış. Orada bu işi yapan pek çok yer olduğu düşünülürse, Masalımsı Kurabiyelerim’in başarısı daha iyi anlaşılacaktır.

Gelelim pastalara. Tasarım pastalar, çoğunlukla kişiye özel hazırlanmış heykeller gibidir. Kutlamanın muhatabı çok mutlu olur bu jest dolayısıyla. Ancak genelde pastalar yenmez ya da bir çatal alınıp bırakılır (her şey bir yana bu müthiş israfa karşıyım).  Ama pasta ne içindir? Yenmek için elbette. O halde sadece dış görünüşüne para vermek anlamsız. Nuray Hanım pastalarında kesinlikle krem şanti kullanmıyor. İçinde yer alansa tamamen kuvertür çikolata. Bu, çikolata yapımında ham madde olarak kullanılan bir malzeme. Yani kakao çekirdeklerinin işlenmesi ile elde edilen saf çikolata… Kalıp ya da külçe çikolata diye de biliniyor. Nuray Hanım, pastanın yapımında hep en iyi malzemeleri kullanıyor. Üzerindeki şeker hamuru kaplaması da sadece yarım santim inceliğinde. Hal böyle olunca pastanın keyifle yenmemesi için bir sebep kalmıyor. Pastaları şeker hamursuz isterseniz süslemesinin daha zayıf olmasını göze almanız gerekecek. Çünkü pasta süslemeyi pek taşıyamıyor o zaman. Bu arada yine temalı cupcakeler de yaptığını ekleyeyim.

Süslemeler çok özenli, ustalık ve sanatçılık gerektiren türden. Her detay ince ince çalışılıyor. Yapılmasını istediğiniz figürü veya temayı belirleyip anlatmanız yeterli. Genelde müşteriler ana fikri söyledikten sonra detayları Nuray Hanım’a bırakıyorlarmış. Bazen tamamen doğaçlama çalıştığı da oluyor tabi.

Ve figürler… Kim istemez ki pastanın üzerinde kendisinin küçük bir versiyonu olmasını… Sevdiklerinizin fotoğrafını getirmeniz yeterli. Yüz, saç ve giysi detayları yine özenle çalışılıyor. Kirpiklerini dahi tek tek ince ince şeker hamurundan yapıyor. Artık bu kadarı da pes dedirtiyor. Figürler gerçekten zahmetli. Kuruma süresiyle birlikte 1,5 ila 3 günde ortaya çıkıyor.

Ayrıca nişan, doğum… çikolataları da hazırlıyor. Çikolatalar iki çeşit. Biri madlen dediğimiz, diğeri antep fıstıklı/fındıklı/sütlü çeşitleriyle ondan daha kalın olan. Her ikisini de tattım. Leziz… Bunların paketlerinin üzeri kutlama konunuza göre dilediğiniz gibi süsleniyor.

Nuray hanım, tüm bu işleri yaptığı yetmiyormuş gibi, bir de amatörlere, gençlere figür ya da keskin kenar pasta eğitimleri veriyor. Keskin kenar ne mi? Pastanın kenarlarının son derece düz ve muntazam olması. Ne var ki bunda demeyin sakın. Çünkü pastanın yapım malzemelerini düşünürsek, özellikle yuvarlak şekillerde bu kusursuzluğu yakalayabilmek çok özenli bir çalışma gerektiriyor. 1 günlük bu eğitimlere şehir dışından da katılım oluyor.

Siparişlerini genelde sosyal medya üzerinden alıyor Masalımsı Kurabiyelerim. Tüm ürünlerin fotoğraflarını da kendisi çekiyor. Kalitesini sürdürmek için haklı olarak fiyatlarda kampanya türü indirimlerden kaçınıyor.  

Nuray Keskin Zorlu’nun hedefi Masalımsı Kurabiyeleri herkesin tanıması… Eğitimler verecek seviyede bir profesyonel olsa da kendini sürekli geliştirenlerden o… Hep bir üstü, hep daha iyisi olsun ve daha neler yapabilirim diyenlerden. Hırs ve azim ayrı şeylerdir. İlki karartır, ikincisi aydınlatır. Bu azimli, yaratıcı, ruhu rengarenk kadınının enerjisi yaptıklarına da geçiyor olsa gerek ki, elinin değdiği her şey ışıl ışıl ve tabi ki enfes…

MASALIMSI KURABİYELERİM
Siparişler ve eğitimler için:
Whatsapp : 0 538 576 82 26
Atölye : 0 312 354 04 81

16 Ağustos 2016 Salı

SAKIZ ADASI (XIOS)

SAKIZ ADASI'NDAN YEME İÇME TAVSİYELERİ

8 günde devr-i ada eyledik. Bu kadar gün Xios’da ne yaptınız diyenlere cevabım şudur: Birkaç popüler yerden ibaret değil ada. Gezgin ruhluysanız, dağ, tepe, kumsal, koy, köy, kasaba, uçurum, manastır falan demez gezersiniz. Yok ben ondan değilim diyorsanız o zaman burada iki gün yeterli size. Pirgi’yi görmeden gelmeyin ama...
Doğasına, tarihine girmeyeceğim. Yemek kültüründen kısa kısa notlar paylaşmak istedim:
  • Zucchini, Girit kabağı olarak da bilinir. Şekli bizim kabaklar gibi ama kabuğu daha koyu yeşil. Bununla yapılan mücvere zucchini balls diyorlar. Çok seveceksiniz. Sadece kabak değil başka sebzelerle hazırlanan versiyonları da (ıspanak, patates, karışık..) var.

  • Moysakas (musakka), bizdeki gibi değil. Patlıcan ana malzeme ama usul lazanya… Patates, patlıcan, kıyma, kaşar, beşamel sos… Tabi en altta kuru ekmek ya da hamurla yapılan ayrı bir kat daha. Yıllar önce Atina’da denediğim günden bu yana ben musakkayı böyle seviyorum.

  • Cacıklar bizde alışılageldiği gibi sulu değil. Tzatziki denilen bu cacıki oldukça kıvamlı. O yüzden gayet güzel meze oluyor.

  • Mizithra adı verilen beyaz bir peynirleri var. Yoğun bir tadı yok. Ouzo yanında güzel gidiyor. Kızarmış keçi peyniri tercihimdir. Peynirin kızartılıp çeşitli şekillerde sunulmasına da saganaki deniyor. 

  • Bazı restoranlarda, başlangıçlarda kızarmış keçi ciğeri gibi farklı tatlar da bulabilirsiniz.

  • Sirkeli ahtapot ve kalamar tava çok iyi. Ve bu kadar iyi olmasına rağmen Türkiye’den çok daha ucuz.
  • Domates soslu horozla hemen her yerde karşılaşacaksınız. Ve bol bol keçi etiyle… Deneyiniz.


  • Balıklar taze, nefis ve güzel pişiriliyor. Ayvalık’dan bildiğimiz papalinayı da burada yiyebilirsiniz. Aterina da denilen çıtır çıtır gümüş balığını mutlaka deneyin.

  • Plajların restoranlarında dahi nefis yerel tatlar bulabilirsiniz.

  • Fasulye pilaki ılık geliyor. Fasulyeler kocaman. Tadı enfes. 

  • Lagkada kasabasında harika deniz ürünleri yiyebilirsiniz. Hatta burada karides bohçayı denemeden geçmeyin. İçinde minik karidesler, dereotu, kırmızı biber, brokoli, havuç, soğan, yeşil biber, az zencefil ve tarçın var. Özel bir hamur bohçanın içinde kızartılıyor. Aslında Uzakdoğu'da yaparlar bu yemeği. Ama ben buradakini çok beğendim.
  • ·         Bunca güzel lezzetin yanında sıradan salataların fiyatları gereksiz yüksek. 

  • Reçelleri pas geçmeyin. Adanın bazı bölgeleri tamamen meyve bahçesi. Hemen her şeyin reçelini yapıyorlar. Hatta bazı menülerde tatlı niyetine reçel seçenekleri de var.

  • Bazı yerlerde yemeğin sonunda, minik hazır dondurmalar ikram ediyorlar.

  • Sakız likörü ve rakısı içilmeden olmaz. Mastic adı verilen sakızın her şeyi yapılıyor burada. Cilt bakım ürünleri/kozmetik dahil. Adanın güneyinde 24 tane sakız üreten köy var. Dünyanın sakız ihtiyacı buradan karşılanıyor.

  • 'Ouzo'lar çeşit çeşit. Sertliğine ve anason-sakız-rezene oranına göre değişiyor. Artık hangisi damak tadınıza hitap ederse… Fiyatları yine Türkiye ile kıyaslanmayacak derecede ucuz. En güzeli de sahtesi yok. Kazanisto tercihim. 

  • ·         Benzer standarttaki restoranlar arasında kesinlikle fiyat uçurumu yok. Yediğiniz, içtiğiniz belli. Fiyatlar net. Hesaplarda sürprizle karşılaşmak mümkün değil.



Yazılacak çok detay var aslında. Aklıma geldikçe ekleyeceğim…