GURME RAKUN

GURME RAKUN

12 Mayıs 2016 Perşembe

VİLLA RESTAURANT


Şefika Onur AKATAY

         
ZAMANIN SİLEMEDİKLERİNDEN:
VİLLA RESTAURANT

Bazı mekanlar vardır unutulmaz. Herkesin anılarında hep bir başka, hep özel kalır böyle yerler. Onları farklı kılan şey nedir? Özenleri, zarafetleri ve işlerine kattıkları ruh bana kalırsa.

90’lar… Üniversitedeyim. İşte o yıllarda, bilhassa özel günlerinizde tercih edeceğiniz en doğru seçenek ‘Villa’ olurdu. Bir kutlama, yıldönümü, evlilik teklifi, özel konukları ağırlama, romantik bir yemek, bazen sadece bir dostla koyu bir sohbet… Her birinin sizin için önemini hisseden, sizi hiç yanıltmayan bir yer. Kapandıktan sonra dahi nice sohbette yâd edilmiş, keşke yine olsa da gitsek dediğimiz öyle özel bir yer. 

İlk olarak 1983 yılında açıldı Villa Restaurant… 2007 yılına kadar da hizmet verdi. O zamanlar Gaziosmanpaşa’da Boğaz sokaktaydı yeri. Domates çorbası, lazanya, köylü biftek, Cafe de Paris soslu bonfile ve elbette ki suffle benim favorilerimdi. Lezzet mutlaka önemli ama bazı yerlerde ambiyans bu lezzeti ziyadesiyle artırır. Hepsinin yanı sıra, personelin işlerindeki ciddiyetleri ama bir o kadar güler yüzleri o zamanlar da dikkatimi çeker ve hoşuma giderdi. Villa denince akla, huzur, güven ve kalite gelirdi.
Bugün çeyrek asrını çoktan doldurmuş Villa Restaurant, 18 Aralık 2015 günü tekrar açıldı. Billur Sokak’taki yeni yerlerine ilk girdiğim an, sanki yıllar öncesine geri dönmüş gibi oldum. Dekoru, bahçesi, muhteşem ışıklandırması ve eski kadrodan tanıdık yüzlerle her şey yerli yerindeydi.  
Çok az yer kendine böyle bir aidiyet hissettirir. Mekanın idarecisi Cengiz bey’in misafiriydim. Güler yüzüyle ve samimiyetiyle harika bir ev sahipliği yaptı.

İnce ince düşünülerek bir dekorasyon çalışması yapılmış. Villa’nın bugünkü sahibi Timuçin Kuş turizmci. Hem içerinin hem bahçenin dekoruyla bizzat ilgilenmiş. Detaylar, her şeyin özenle seçildiğini size gösteriyor zaten. Işıklandırma gerektiği kadar loş ve sıcak. Dekor ve ambiyansta bir kusur bulamadım. 160 kişiyi ağırlayabilecek kapasitesi var. Özel toplantılar için üst katta 28 kişilik ayrı bir bölüm var. Bahçe de 60 kişilik. Öğrendiğime göre, buradaki Japon elması ağacına papağanlar gelip konuyormuş. Ankaralılar bilir ki bu şehirde böyle bir sahneye şahit olmak ütopiktir. Şanslıysanız nefis bir görüntü olacağına şüphe yok.


Toplam 25 kişilik bir ekip çalışıyor. Ana kadro, önceki Villa’dan… Başında Şenol Altundağ var. Buranın ruhunu, yapısını en iyi bilen eski isimlerden. Yıllar sonra bu tecrübeli yüzü yine aynı mekanda görmek, burayı daha bir kalıcı kılıyor. 
Cengiz ve Şenol beyle sohbetimiz sürerken, nefis lezzetlerin usta eli Soner Özecik geliyor. O da tabi ki yıllar önceki Villa’nın şefi. Şimdi her şey tam oldu. 1985’ten bu yana aşçılık yapan Soner şef de gelince başlıyoruz yemekleri konuşmaya…
Menü, öncekinde olan klasik tatları atlamadan hazırlanmış. Domates ve soğan çorbası mutlaka denenmeli. Başlangıçlarda seçenekler geniş. Şarabınızın yanına rokfor, emmanter, kimyonlu gauda, isli çerkez, tulum ve cheddardan oluşan bir peynir tabağı alabilirsiniz.  Ya da füme dil, rozbif, İtalyan biber salam, pastırma tavuk fümeden oluşan bir şarküteri tabağı. Olmazsa olmaz Carpaccio ise kesinlikle hakkı verilerek hazırlanmış. Başka alternatifler de mevcut tabi. Gözüme çarpanlar, yengeç mücver ve şevketi bostanlı levrek oldu. Ana yemek öncesi damağınızda hoş bir farklılık yaratacaklardır. Ege Rüzgarı isimli tabağı denedim. Tarator, patlıcan salatası, köz biber, baharatlı Ezine, zeytinyağlı enginar ve ezmeden oluşan klasik bir tabak. Hepsi gayet tadında, kıvamında. Burası bir balık ya da meze restoranı değil elbette. Ama değişik beklentilere de hakkıyla cevap verebilecek bir mutfağa sahip.
Salatalardan Waldorf salatası favorimdir. İlk olarak, 1890'lı yıllarda New York'un ünlü Waldorf Astoria otelinin şefi tarafından yapıldığını duymuştum. Burada yeşillik, elma, ızgara tavuk, kuru üzüm ve rokfor sosla yapıyorlar. Ben hardal sosu tercih ederim. Ama rokfor severler için nefis bir karışım tabi. Bu arada kereviz sapı da bu salataya çok yakışıyor, bence eklenmeli. İtalyanların ekmek, domates, kuru soğan, zeytin, fesleğen, sirke… gibi malzemelerle hazırladıkları Panzenella salatası burada başka uyarlanmış. Bonfile dilimleri, beyaz lahana, kuru soğan, bezelye, bakla gibi malzemelerle farklı bir lezzete dönüşmüş. Denenmeli… Ve elbette son yılların yeni keşfi kinoa da salata haliyle menüdeki yerini almış… Kinodan pek çok meze ya da tatlı dahi yapılabiliyor. Restoranlar bu besleyici gıdayı menülerine eklemeli.
Villa’nın krep ve pizzaları klasiklerdendir. Bu defa deneme fırsatım olmadı ama o yıllardaki gibi nefis yapıldığına eminim. Pizzalarının kokusu hala burnumdadır. Oldum olası bir lazanya tutkunuyum. Herkesin yapabileceğini zannettiği ama tutturmanın hiç de kolay olmadığı bir yemektir. Bir zamanlar Villa’ya sadece lazanya yemeğe geldiğim günler olmuştu. Denemeyenler kaçırmasın derim. Porçini mantarlı risottoyu da es geçmeyin bence. 
Gelelim etlere… Tavuk şinitzel, mantarlı piliç graten, körili tavuk gibi beyaz et seçenekleri var. Av etlerine de yer verilmiş. Özel nar sosuyla hazırlanan ördek ve kuru kayısılı kaz göğsü var. İkincisini denedim, beğendim. Kuru kayısı kaz göğsüne çok yakışmış. Çin yemeği tarzında ama Villa yorumuyla. Buraya başka ülkelerden konuklar da geldiği için olsa gerek, Hint yemeklerine de yer verilmiş. Tavuklu tikka masalayı sevenler kaçırmasın. Kırmız etlerde seçenekler daha geniş. Patates kızartması ve sote mevsim sebzeleri ile sunuluyorlar. Cafe de paris bonfile zaten müthiş bir lezzet. Papper steaklerine bayıldım. Et orta sertlikte pişmiş. Acısı hafif, leziz. Uzun zamandır tattığım en iyi hazırlanmış ve pişirilmiş et olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Mantarlısı ve karamelize soğanlısı da var. Bodrum çökertme kebabı da menüde yerini almış. Her damağa uygun diğer çeşitlerin de et sevenleri memnun edeceğine eminim. Ve balıklar… Krema soslu dil şiş, mantarlı kaşarlı levrek, lağos buğulama, çipura ızgara gibi alternatifler var. Balıktan vazgeçmeyenler için… Sona yaklaşınca akla tatlı, Villa’da haliyle de sufle gelir. Cheesecake, profiterol, sakızlı muhallebi gibi seçenekler de var tabi. Ancak ben sufleyi tercih ettim. Yıllar önce yediğim kadar güzel. Diyeti bozduğunuza değecek türden. Çok söze gerek yok. Gidip deneyin sadece. Görsel bir şölen olan meyve sunumları da gecenin sürprizi oluyor.
100’e yakın şarap çeşidi var. İthal şarapların yanı sıra, yerel şaraplarda farklı firmalarla çalışmaktan kaçınmamaları, konuklara zengin bir menü sunulmasını sağlamış.
Tüm bunları tadarken ve sohbet devam ederken sahneye Türk Pop müziğinin eski ve usta seslerinden Neco çıkıyor. Frank Sinatra’dan, Dean Martin’den şarkılar, ilerleyen saatlerde yerini 70’li yılların Türkçe pop şarkılarına bırakıyor. Parça aralarında yaptığı yorumlar ve sohbetiyle Neco, harika bir akşam yaşatıyor. Ondan sonra sahne alacak Meral Karabulut’la gece devam edecek. Harika yorumculardan biri… Villa’da haftanın her günü canlı müzik var. En iyi sesler ve özlediğimiz türden, kaliteli parça seçimleriyle oluşturulmuş  yerli-yabancı repertuvarlar… Ağırlık nostaljiden yana. Her haftanın müzik programı http://www.villarestaurantankara.com/canli-muzik adresinde mevcut. Bu arada mekanın müzik sisteminin oldukça başarılı olduğunu eklemeliyim. 
Lafın kısası, bilenler Villa Restaurant’ı çok özlemiş. Bilmeyenlerse gelip denedikten sonra ömür boyu sürecek bir alışkanlık edindiklerini yakında keyifle fark edecekler…

Villa Restaurant Ankara
Billur Sokak No: 17
Kavaklıdere / Ankara
t:   (312) 427 30 50
m: (549) 427 30 50

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder